Dünya Kupası’na doğru: İtalya’nın çöküşü ve Mussolini’nin hayaletleri
Dünya Kupası için geri sayım başladı! Kimileri eski büyüsünü kaybettiğini savunsa da bu görkemli şölenin hâlâ gezegenin en büyük ve en çok beklenen turnuvası olduğu su götürmez bir gerçek.
Kısa zaman sonra yaşayacağımız kesintisiz futbol ziyafeti öncesi, eski dünya kupalarından hikayeleri sizlerle buluşturalım istedik.
Sanırım bu serüvene 3. Kez üst üstte Dünya Kupası’na katılamayarak büyük bir hayal kırıklığı yaşayan İtalya’dan başlarsak, yanlış yapmış olmayız. İtalyan ekip, Bosna Hersek eşlemesine erken sevinmiş, futbolcular kura sonucunu kutlamıştı. Ancak işler hiç de öyle umulduğu gibi gitmedi. Gök Mavililer play-off finalinde hezimete uğradı.
Peki, İtalyan futbolunun üzerine çöken bu kasvetli tablo sadece talihsiz bir tesadüfler silsilesi mi? Yoksa karşımızdaki manzara, modern futbolun dönüşen kodlarına direnmenin kestiği o acımasız fatura mı?
Moise Kean ile öne geçen, Bastoni’nin kırmızısıyla sarsılan ve penaltılarda 4-1 ile havlu atan İtalya, sadece Dünya Kupası biletini değil, heybetini de kaybetti. Federasyon Başkanı Gravina, Teknik Direktör Gattuso ve efsane Buffon’un istifaları, enkazın büyüklüğünü kanıtlıyor.
Ekonomik fatura ağır; 90 milyon euroluk bir kayıptan bahsediyoruz. Ancak asıl kayıp insan kaynağında. Serie A’daki oyuncuların sadece %33'ünün milli takım seçimine uygun olması, İtalyan futbolunun ithal bir vitrin haline geldiği gözler önüne seriyor.
Jürgen Klinsmann’ın da dediği gibi; Lamine Yamal İtalyan olsaydı, muhtemelen şu an tecrübe kazansın diye Serie B’ye kiralanmıştı.
Roberto Baggio’nun 2011’de sunduğu ve tozlu raflarda bekletilerek göz ardı edilen 900 sayfalık reform raporu, belki de İtalyan futbolunun kaçırdığı son çıkıştı.
Gelin zamanda bir yolculuğa çıkalım ve İtalya’nın Dünya Kupası serüvenine göz atalım.
YENİ ULUSUN İNŞASI
Dört Dünya Kupası (1934, 1938, 1982, 2006) kazanmış bir dev olarak, bugün 2026’nın kıyısında tarihinin en ağır krizini yaşayan İtalya nerede yanlış yaptı? Bu düşüşü anlamak için, İtalyan futbolunun nasıl bir ‘ulus inşa etme’ aracına dönüştüğüne ve o yıllardaki motivasyonuna bakmak gerekir.

BİR SAHNE OLARAK FUTBOL SAHASI
Simon Martin’in "Football and Fascism" çalışmasında belirttiği gibi, futbol 1926’dan itibaren İtalya’da faşist rejimin kurumsallaşmış bir parçası haline gelmişti. Mussolini, sporu hem içeride bir ulusal kimlik yaratmak hem de uluslararası arenada rejimin gücünü göstermek için kullanıyordu. Vittorio Pozzo yönetimindeki Squadra Azzurra, 1934 ve 1938’de kupayı üst üste kaldırırken, bu başarılar sadece sahadaki taktiksel disiplinin değil, rejimin yeni İtalyan profilinin de bir simgesiydi.
SİYAH FORMALAR
Bugünün ruhsuz yenilgilerini anlamak için, İtalyan futbolunun üzerine titrediği o karanlık ve görkemli tarihe, 1938’e dönmemiz gerekiyor. O yıl Fransa’da düzenlenen Dünya Kupası, futbolun bir diplomasi ve propaganda aracı olarak nasıl "silahlandırıldığının" en net örneğiydi. Çeyrek finalde ev sahibi Fransa ile eşleşen İtalya, sahaya Gök Mavi formalarıyla değil, Mussolini’nin özel emriyle faşizmin sembolü olan "Maglia Nera" (Siyah Forma) ile çıkmıştı.
Vittorio Pozzo’nun öğrencileri sahaya adım attığında, tribünlerdeki binlerce İtalyan antifaşist mülteci tarafından ıslıklanıyordu. Pozzo, bu tepkiye karşı oyuncularına orta sahada o meşhur faşist selamını verdirdi. Islıklar kesilmeyince, selamı bir kez daha tekrarlattı; bu, sahadaki futbolun değil, rejimin bir gövde gösterisiydi.

BİR TELGRAFIN AĞIRLIĞI
Final günü Macaristan ile karşılaşmadan önce soyunma odasına ulaştığı iddia edilen o efsanevi telgraf, İtalyan futbolunun "ya hep ya hiç" genetiğini oluşturdu. Mussolini’nin kaleminden çıktığı söylenen üç kelime: "Vincere o Morire!" (Kazan ya da Öl!).
Bu telgrafın fiziksel varlığı tarihçiler arasında hala tartışılsa da, bir slogan olarak İtalyan futbolunun ruhuna işlemişti. Maç 4-2 İtalya’nın üstünlüğüyle bittiğinde, şampiyon olan İtalyanlar adeta dünyanın en büyüğü biziz diye haykırıyordu. Maçın ardından Macar kaleci Antal Szabo’nun söylediği rivayet edilen şu sözleri, futbolun o günlerdeki ağırlığını özetler:
"Dört gol yemiş olabilirim ama bugün on bir adamın hayatını kurtardım."
SESSİZ SİLİNİŞ
İtalyan futbolunun çöküşünün sebebini aslında yerli ve yabancı oyuncu dengesinde aramak doğru olacaktır. Eskiden futbolcuların omuzlarında bir rejimin bekası ya da bir ulusa duyulan sorumluluk (1982 ve 2006'daki skandallardan sonra olduğu gibi) vardı belki. Bugün ise Serie A’nın %67’sini yabancı oyunculara teslim etmiş, altyapısında yaratıcılığı taktik disipline kurban etmiş, kazanma zorunluluğunu sadece bir profesyonel gereklilik olarak gören yapı belki de o sokak aralarından gelen saf futbol ruhunun üzerine toprak attı.
İtalya artık ne o ürkütücü disipline sahip ne de Rossi’nin o saf golcü içgüdüsüne.
Mussolini’nin o karanlık telgrafı bugün gelse, muhtemelen oyuncuların çoğu için bir sosyal medya gönderisi olmaktan ileri gidemezdi.
Bir devin sessizce silinişine tanıklık ediyoruz; çünkü artık onları motive edecek ne bir "kurtuluş" hikayesi var ne de korkacakları bir "ölüm" tehdidi.
Sadece derin bir boşluk...
Referanslar
Foot, John. How Italian Football Creates Italians: The 1982 World Cup, the ‘Pertini Myth’ and Italian National Identity. International Journal of the History of Sport, 33(3), 2016.
Martin, Simon. Football and Fascism: Local Identities and National Integration in Mussolini’s Italy. Oxford: Berg, 2004.