Şehirden Uzaklaşan Stadyumlar: Kadın Taraftarın Güvenlik Çıkmazı

Bir süredir sosyal medyada bir anket sessizce dolaşıma sokuluyor. Bariz bir şekilde taraftarın nabzını yoklayan bu soru, Fenerbahçe’nin kalesi Şükrü Saracoğlu Stadı'nın taşınması üzerine kurgulanmış.

Share
Şehirden Uzaklaşan Stadyumlar: Kadın Taraftarın Güvenlik Çıkmazı

Bir süredir sosyal medyada bir anket sessizce dolaşıma sokuluyor. Bariz bir şekilde taraftarın nabzını yoklayan bu soru, Fenerbahçe’nin kalesi Şükrü Saracoğlu Stadı'nın taşınması üzerine kurgulanmış. Oysa İstanbul’da "Kadıköy" denilince akla gelen ilk imge Fenerbahçe’dir. Sarı-lacivertli ekip, bugün stadın yükseldiği o efsanevi toprak parçası üzerinde, yani eski adıyla Papazın Çayırı’nda 1908 yılından bu yana maçlarını oynuyor. Tam 118 yıllık bir kentsel hafızadan bahsediyoruz. 

Papazın Çayırı: Kıtalararası Derbi’nin filizlendiği o efsanevi topraklar. 20. yüzyıl başlarına ait bu arşiv fotoğrafı, bugün modern Şükrü Saracoğlu Stadı’nın yükseldiği alanı gösterirken; Kadıköy’deki bir asrı aşan futbol mirasına da tanıklık ediyor. Görsel Kaynağı: Wikimedia Commons / Kamu Malı

Elbette taraftarın bu "nabız yoklamalarına" tepkisi sert. Ancak acı gerçek şu ki; taraftar, kulüplerin en kıdemli paydaşı ve ana gelir kaynağı olmasına rağmen, yönetim süreçlerinde ve bu tip hayati kararlarda söz sahibi değil. UEFA, FIFA, yerel idari yapılar ve kulüpler, futbolu ve taraftarlığı kendi maddi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn ederken taraftara fikir sormayı bir "gereklilik" olarak görmüyorlar.

Türkiye’de Galatasaray’ın Seyrantepe’ye taşınması ya da Olimpiyat Stadı’nın şehrin ücra bir köşesinde bir "rüzgar koridoru" olarak kalması gibi yakın tarih örnekleri, bu taşınma iddialarının (kulüp yalanlasa bile) neoliberal bir iştahla her an masaya gelebileceğini gösteriyor. West Ham United’ın Boleyn Ground’dan koparılıp London Stadium’a sürgün edilmesi süreci, bugün tüm geleneksel kulüpler için bir erken uyarı niteliği taşıyor. Ian Taylor’ın (1971) "sporun burjuvalaşması" olarak tanımladığı bu süreç, stadyumların sadece yerini değil, taraftarın kimliğini de satın alım gücü üzerinden bir "müşteri" profiline hapsetmeyi amaçlıyor.

Ali Sami Yen Stadyumu: Galatasaray’ın eski evi, 10 Mayıs 2008. Stadın 2011’deki vedası ve taşınmasından önce, Mecidiyeköy’ün kentsel dokusuna vuran tarihi bir mühür niteliğinde. Görsel Kaynağı: Wikimedia Commons / Kamu Malı

West Ham United’ın geleneksel işçi sınıfı köklerinden koparak London Stadium’a taşınması, taraftar ile kulüp arasındaki mesafenin sadece fiziksel değil, duygusal olarak da açılmasına neden olan bir yabancılaşma sürecini tetikledi. Benzer şekilde, Tottenham’ın yeni evi artık geleneksel bir futbol stadından ziyade, içinde futbolun da yer aldığı ve kitle iletişim araçlarıyla pazarlanan devasa bir "etkinlik merkezi" olarak tanımlanıyor. 

Güvenlik mi, Soylulaştırma mı?

İngiltere’den Türkiye’ye uzanan bu "modernleşme" dalgası, statları daha güvenli hale getirme vaadiyle başlasa da, bugün geldiği nokta meşale yakma yasağından "ayakta maç izleme" yasağına kadar uzanan bir ehlileştirme operasyonuna dönüşmüş durumda. Şehirlerin stadyumları birer yabancı madde gibi bünyesinden dışarı kusması, aslında futbolun kamusal bir haktan, steril bir tüketim nesnesine dönüşme sürecinin son aşamasına geçildiğini gösteriyor. Kamusal alan olma mahiyetini zaten; yüksek bilet ücretleri, dijital kimlik tabanlı üyelikler ve taraftarı doğrudan "tüketici" yerine koyan uygulamalarla kaybeden stadyumlar, aidiyeti bir ticaret meselesine indirgiyor.

Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu

Stadyum Göçünün Cinsiyetçi Ekonomi-Politiği

Mekânsal değişimin en ağır bedelini ise kadınlar ödüyor. Araştırmalar, Türkiye’de her 10 kadından 7’sinin akşam 21:00’den sonra sokakta kendini güvende hissetmediğini gösteriyor. Eskiden Mecidiyeköy’ün ya da Kadıköy’ün kalbinde, hayatın doğal akışıyla iç içe olan statlar; bugün şehirden yalıtılmış, etrafı karanlık bağlantı yollarıyla çevrili "steril fanuslara" dönüştü. Üstelik maç saatleri kitle iletişim araçlarının izlenme gelirleri referans alınarak düzenlendiği için gündüz maçı kültürü Süper Lig kulüpleri için neredeyse yok edilmiş durumda.

Şehir merkezindeki bir stat, kadın taraftar için mahalle kültürünün güvenli bir parçasıyken; Seyrantepe veya Akyazı gibi projeler, maç çıkışı ıssız bir viyadük altında ulaşım beklemeyi zorunlu kılan birer güvensizlik alanı yaratıyor. Eğer özel aracınız yoksa veya stat çevresindeki "soylulaştırılmış" lüks imkanlara erişemiyorsanız, oyunun dışındasınızdır. Sonuç olarak futbol sadece zenginleşmiyor; aynı zamanda kadınlar için erişimi imkansız, karanlık bir otoban kenarı distopyasına dönüşüyor. 

Kaynak: Irak, D. (2015). Sporun Burjuvalaşması: Kitle İletişim Çağında Burjuvazinin Dönüşümü. In İ. Hacısoftaoğlu, F. Akcan, & N. Bulgu (Eds.), Oyunun Ötesinde: Spor Sosyolojisi Çalışmaları (pp. 289-302). İstanbul: Nota Bene.

Read more

Dünya Kupası’na doğru: İtalya’nın çöküşü ve Mussolini’nin hayaletleri

Dünya Kupası’na doğru: İtalya’nın çöküşü ve Mussolini’nin hayaletleri

Dünya Kupası için geri sayım başladı! Kimileri eski büyüsünü kaybettiğini savunsa da bu görkemli şölenin hâlâ gezegenin en büyük ve en çok beklenen turnuvası olduğu su götürmez bir gerçek. Kısa zaman sonra yaşayacağımız kesintisiz futbol ziyafeti öncesi, eski dünya kupalarından hikayeleri sizlerle buluşturalım istedik. Sanırım bu serüvene 3. Kez üst

By Janet Huvaj