Her şey tersyüz olsa da

Share
Her şey tersyüz olsa da

'Sakatlandı, 3 hafta sahalardan uzak kalacak.'

Biraz dürüst olalım; eğer o sporcuyla aramızda çok gönülden bir bağ yoksa bu haberi aldığımızda aklımıza gelen ilk şey 'ay çok acımış mı' demek olmaz. Gözümüzün önüne hemen fikstür gelir. Hangi maçları kaçıracak? Yerini kim doldurabilir? Sakatlık tahmin edilenden uzun sürer de şampiyonluk yarışı zora girer mi?

Bu yazıyı 'futbolculuk da zor iş' gibi bir duyarlılıkla yazmıyorum. Ama sporcu olmak, bedensel özverinin çok ötesinde bir şey değil mi artık? Bence bu emeğin satılmasının en hırpani en göze sokulan hali.

Bu konuyu ilk kez Simone Biles’ın 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda yaşadığı o meşhur olayda düşünmüştüm. Havada dönüp yere indiğinde gözleri, sanki orada değilmiş gibi bakıyordu. Sonradan öğrendik ki zihin ve vücut arasındaki o görünmez bağın kopması, yani "twisties" denilen o karanlık blokaja girmiş. Herkesin gözü önünde yönünü, yerini kaybetmişti. Biles sonra geri döndü, yine altın madalyalar kazandı elbet ama...

İşte o "ama"nın arkasındaki fiziksel maliyet aklıma takılıyor.

Kendi hayatımdan pay biçiyorum: Henüz 18 yaşındayken kırdığım kolum, üzerinden yıllar geçmesine rağmen bugün hava biraz soğuduğunda sızlamaya başlıyor. Bir kol kırığı kağıt üzerinde basit bir sakatlık gibi görünse de, vücudun aldığı hasar aslında hiçbir zaman tam olarak onarılamıyor. Ben bu sızıyı bir kez daha yaşamamak için pek çok şeyden vazgeçebilirim.

Peki, o milyon dolarlar kazanan sporcular sadece bir "kabiliyet" mi satıyorlar? Yoksa artık tüm bedenleriyle bir kulübe, bir sponsora mı aitler?

Taze çürük mal seçer gibi sağlık kontrollerinden geçmek, sadece performans odaklı bir hayat sürmek, vücudun dur artık dediği yerde iğneyle sahaya çıkmak... Sadece futbol da değil; ağır sıklet haltercilerin emekliliklerinde merdiven çıkamaz hale gelmesi, tenisçilerin kronikleşen eklem deformasyonları ya da efsane golcü Gabriel Batistuta'nın futbolu bıraktıktan sonra yaşadığı dayanılmaz ağrılar yüzünden doktoruna "Lütfen bacaklarımı kesin" diye yalvarması.

Sporcular büyük paralar kazanıyor, bu bir gerçek. Ama karşılığında sanki sadece özel hayatlarından değil, gereğinden fazla bir şeylerden feragat ediyorlar. Pırıltılı formaların içinde, her şeyiyle soyutlanmış, duyguları ve fiziksel acıları ikincil plana atılmış birer android gibi yaşamaya zorlanıyorlar.

Belki de biz onların yeteneklerini değil, tamamıyla parası ödenmiş ve üzerinde her türlü hakkımızın olduğu bedenlerini izliyoruz. Aslında düşününce yeni de değil, sadece biçim değiştirdi. Eskiden Roma arenalarında gladyatörlerin hayatta kalma mücadelesini izleyen kalabalıklar, bugün yeşil sahalarda son ana kadar savaşan modern gladyatörleri izliyor. Eskiden özgürlükleri için dövüşürlerdi, şimdi ise üzerine milyon dolarlık etiketler yapıştırılmış süper dayanıklı üst sürüm vücutlar olarak sahadalar.

Üstelik bu mülkiyet hali sadece kulüplerle de sınırlı değil. Biz izleyiciler de o bilet parasını veya yayıncı kuruluş aboneliğini ödediğimiz an, o sporcunun acı çekme hakkı üzerinde söz sahibi oluyoruz. "O kadar para kazanıyor, tabii ki oynayacak" dediğimiz her an, biz de bir beden üzerinde mülkiyet hakkımızı iddia ediyoruz.

Sergey Günev | 1986

Peki, bu döngü nereye varacak?

Aslında bu devasa sistemde herkes rolünü büyük bir sadakatle oynuyor. Kulüpler daha fazla kar için sporcuların limitlerini zorluyor, sporcular milyon dolarlık sözleşmeler için bedenlerini feda ediyor, biz de hafta sonu parasını verip aldığımız eğlence hizmetinin karşılığını bekliyoruz. Bir futbolcu sakatlanıp sahadan sedyeyle çıktığında, bir insanın acısına değil gösterinin aksamasına sinirleniyoruz.

Bu sadece sporun değil modern dünyanın da en vahşi hali belki de. Duyguların yerini verilerin, tutkunun yerini ise yatırımın geri dönüşünün aldığı bir sahnedeyiz. Sahada kimin canı yanarsa yansın, hangi bağ koparsa kopsun veya hangi sporcu "twisties" yaşayıp boşluğa düşerse düşsün, düzen hiç aksamadan devam ediyor.

Günün sonunda spot ışıkları söndüğünde; sporcu ömür boyu taşıyacağı sızılarıyla, biz ise bütün hafta çalışıp hak ettiğimiz o birkaç saatlik moladan 'yeterince verim alabildik mi' sorusuyla baş başa kalıyoruz. Bu devasa endüstri ise her gün biraz daha iştahla, hiçbir şey olmamış gibi şişkinleşmeye devam ediyor.

Read more

Dünya Kupası’na doğru: İtalya’nın çöküşü ve Mussolini’nin hayaletleri

Dünya Kupası’na doğru: İtalya’nın çöküşü ve Mussolini’nin hayaletleri

Dünya Kupası için geri sayım başladı! Kimileri eski büyüsünü kaybettiğini savunsa da bu görkemli şölenin hâlâ gezegenin en büyük ve en çok beklenen turnuvası olduğu su götürmez bir gerçek. Kısa zaman sonra yaşayacağımız kesintisiz futbol ziyafeti öncesi, eski dünya kupalarından hikayeleri sizlerle buluşturalım istedik. Sanırım bu serüvene 3. Kez üst

By Janet Huvaj